Kullanıcı Adı:
Parola:

Cevapla  Konu Gönder 
Ailemi İstiyorum
07-20-2008 08:30 PM
RuBEuAlbUS
Forumİz Yönetici
*
Yönetici

Üye No: 35
Mesajlar: 2,018
Rep Gücü: 1985
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #1
Ailemi İstiyorum

AİLEMİ İSTİYORUM
Bir yanı küresel ısınmaya inat donmaya çalışan ve yaz aylarındaki yeşille bütünleşen ihtişamından uzak, üzerinde sadece kışın güzelliğini bize hatırlatan küçük ama şirin dere; diğer yanı geçmişin anılarını üzerine nakşetmiş asırlık bir meşe ağacıyla çevrilmiş iki odası, "L" şeklinde bir salonu olan evde biri babaanne ikisi erkek çocuk ve çocukların ebeveynleri toplam beş kişi yaşamaktaydı.

Baba kırk yaşlarında geçmişi başarılarla örülü, uzun boylu oldukça yakışıklı ve karizmatik bir öğretmen. Anneyse eşinden sekiz yaş küçük, orta boylu, dolgun, eşine, çocuklarına ve ev işlerine bağlı, çok okuyan ve çok uyuyan bir ev hanımı. Çocuklardan büyük olanı on altı yaşında, annesi gibi mavi gözlü, babası gibi uzun boylu, ergenlikten olsa gerek büyük burunlu lise ikinci sınıf öğrencisi. Diğeri henüz altı yaşına yeni basmış; ancak yeni doğmuş bir bebeğin sevecenliğini hala üzerinde taşıma tılsımını sürdüren, gören herkesin çok sevdiği yaramaz; ama şirin mi şirin bir çocuk. Yetmiş yaşına merdiveni dayamış, sadece yatağa değil hayatın acımazlığına da gömülmüş, ruhen ölmüş bedenen gömülmeyi bekleyen bir babaanne.

Dışarının soğuğuna karşın evde sıcak bir ortam var zannedersiniz. Gel gelelim ki işler hiç de öyle değil. Her zaman olduğu gibi yine aniden elektrikler kesilmiş, evin küçük oğlu korkudan sığınacak bir yer aramaya başlamıştı. Büyük olanı ise çaktırmadan babasına yakın bir yere, adeta babasına sürtünürcesine çoktan çöreklenmişti bile. Evin hanımının da onlardan geri kalan bir tarafı yoktu. O da bir koltukaltı yer bulmaya çalışıyor, bunu çaktırmadan halletmenin yolunu arıyordu.

Az önceki kumanda kapma savaşının yerini, korkudan kendini sağlama alma derin taktik savaşlarının döndüğü derin sessizlik almıştı. "Ben reklâmları izlemek istiyorum" diye tutturan evin küçük çocuğu; diğer yanda evin büyük oğlunun bitmek bilmez "ben futbol izlemek istiyorum" nidaları; az da olsa annenin "ben alt yazılı dizimi kaçırmak istemiyorum" sessiz çığlığı; şimdilerde ev ahalisini karanlığın zulmetinden koruyan babanın belgesel izleme isteklerinin yerini bir anda sessiz ve derin bir huzur almıştı.
Evin iki çocuğu ağız birliği edercesine onlar için gerginlik yaratan bu ortamı hem yumuşatmak hem de ışıklandırmak için annelerine:

—Mum yok mu? diye karanlığın bu korkunç sessizliğini bozdular. Öyle bir bozdular ki aile içi iletişimin yüksek frekansla sağlandığı bir yerde karanlığın aslında huzur veren sessizliği bunu hemen ele verdi.
Tek başına mum arama cesaretini kendinde bulamayan anne, evin büyük oğlundan yardım istedi. Başlarda mırın kırın ettiyse de bir anda başka çare olmadığını fark etmiş olacak ki yerinden doğruldu ve annesiyle mutfakta bir yerlerde mum aramaya koyuldular. Küçük bir parça da olsa bir mumla döndüler. Anne mumu daha mutfaktayken yaktığı için içeri girerken kapı rüzgârının mumu söndürmemesi için oldukça dikkatli davrandı. Alevi arada bir dalgalanan mum, nihayet bir tabağa az damlatılarak oturtulmuştu.

Mumun cezbedici görünümü küçük çocuğun dikkatinden kaçmamıştı. Gözünün bir ucu babasında biraz ürkek ama emin adımlarla, her geçen süre sıklaşan adımlarla, mumun yanına damladı. Bir süre sadece baktı. Bu merakını yendikten sonra merakını giderecek eylemlerine başladı. İlk eylemi elini hızlı bir şekilde mumun üzerinden sağa sola kaçırmak oldu. Herkes ağız birliği etmişçesine:
—Yapma, söndüreceksin, elini de evi de yakacaksın, dedi. Dinleyen kim. Nihayetinde mum devrildi ve söndü. Bir anda yaptıklarından ve dönen karanlıktan dehşete kapılan çocuk bu kez sığınacak liman da bulamıyordu. Babasının ses tonunda daha çok korkmuş olacak ki merhamet abidesi annesinin kollarına elleriyle etrafını yoklayarak ve annesinin sesini takip ederek sessizce atıldı. Büyük olanı:

—Anne çakmağı ver, ben yakabilirim, dedi. Annesi hiç tereddüt etmeden çakmağı sese doğru uzattı. Çakmak başlarda birkaç kez tutukluk yaptıysa da sonunda yanmış, mumu da tutuşturmuştu.

Herkes için çok şey fark ettiren elektrik kesintisi, zaten karanlık dünyasında hayata dair hiçbir beklentisi kalmayan, teknoloji icadı televizyon yüzünden salonun "L" şeklindeki girintisinde mahkûm olduğu yatağında unutulmuş babaanne için hiçbir şey değiştirmemiştir.
Salonun uzun olan bir ucunda televizyon, babaannenin yatağının da olduğu girintiyi gören diğer ucunda da televizyonun rahatça izlenebileceği bir kanepe vardı. Sofradan yarı aç yarı tok kim erken kalktıysa televizyonun hâkimiyetini sağlayan bu kanepeye hemen çöreklenirdi. Her zaman olduğu gibi "benim filmim, benim dizim, benim maçım" derken kaybolan aile sıcaklığı, merhamet, şefkat yerini nefrete, aile içi şiddete terk ediyor; böylece bir ailenin temel taşlarından biri olan sıcak ilişkiler unutulmaya yüz tutuyordu. Babanın dışarıdaki haklı şöhreti evde sökmüyor; annenin, Allah'ın annelere bahşettiği merhameti, şefkat duygusu pek işe yaramıyor, bu işten genellikle evin küçük oğlu galip çıkıyordu. Bu keşmekeş arasında unutulan babaanne ihtiyaçlarını duyuramıyor, pek soran da olmuyordu. Herkes gözünü doğruca karşıdaki televizyonun insanlara insanlıklarını unutturan o soğuk yüzüne dikerken o, belki unutulduğu köşesinde birisi tarafından hatırlanır ümidiyle gözleri yoruluncaya kadar, Leyla'nın Mecnun'u beklediği sabırla, onları saatlerce, yoruluncaya kadar bazen bulutlanan bazen yaşaran bazen de sicim gibi boşalan gözlerle izlerdi. Televizyonun kapandığı an kırılan ümidini yeniden yeşertmek için yorganın altına soktuğu başıyla kendini kandırmaya çalışırdı.

Her nedense babaanne kendi kendine: "Bugün her gün olan olmayacak, kalan ömrümü de bu şekilde geçirmeyeceğim." diye sessiz; ama kararlı bir şekilde içten içe haykırdı. Hem oğlunu dokuz ay karnında taşıyan binbir meşakkatle onu büyüten, bugünlere getiren, ilk torununa da Kore Savaşı'nda ölen kardeşinin adını veren o değil miydi? O halde neden her günü birbirinin aynı olan bu sıkıcı hayatı yaşayacaktı. Son sözü söylemeliydi. Üstelik buna hakkı da vardı. İşte bu fırsat ayağına gelmişti. Herkesin karanlığın sessizliğine gömüldüğü, karanlıktan birbirlerinin yüzünü pek göremediği, sus pus olduğu bu an, o andı:
"Bağım olsa, bahçem olsa,
İpek kumaş bohçam olsa,
Sabah olsa, akşam olsa,
Annem gitmese yanımdan.

Her zaman baksam yüzüne,
Uyurum yatsam dizine.
Rastlamadım kem sözüne,
Sesi çıkmaz kulağımdan.
Bir sözünü iki etmem.
Canımı verir incitmem.
Annemsiz cennete gitmem.
Onu severim canımdan."
Bütün içtenliğiyle, yüreğinde geldiği gibi okuduğu bu dörtlüklerden güç almış olacak ki hız kesmeyip devam etti:

"Sen varken ben yoktum. Sen açken ben toktum. Şimdi de, sonra da basımın tacı annem. Seni hep seveceğim benim canım annem.

"Eğer bana gözlerinle değil de kalbinle bakmış olsaydın, seni ne kadar sevdiğimi çok iyi anlardın. Anneler günün kutlu olsun canım annem. Oğlun Koparan 1988.

Babaanne bir solukta bütün bunları okuduğu için şaşkınlık edası içindeki ev halkı yüzlerini döndükleri babaannenin sözünü kesemediler. Yüzlerindeki şaşkınlık ifadesini, mum ışığının eşliğinde, birbirlerine bakarak tamamladılar. Bir müddet solukları kesilirmişçesine ifadesiz bakakaldılar. Babaanne, biraz sitemkâr bir tavırla:

—Benim acı da olsa anlatacak bir hikâyem var. Ya sizlerin? Mahkûmu olduğunuz şu televizyonun, içi boş kara kutunun hikâyesini mi anlatacaksınız çocuklarınıza, torunlarınıza? Ha!.. diye oldukça sert çıkıştı. Babaanneden böyle bir tavır beklemeyen ev halkı zaten saklayamadıkları şaşkınlıklarına bir de korku eklemiş, iyice ne yapacaklarını şaşırmışlardı.

Bütün bu kızgınlığın kendisine olduğunu anlayan baba, titrek bir ses tonuyla cevap verme ihtiyacı hissetti. En azından çocukları bunu bekliyordu. Oda öyle yaptı:
—Şey! diye söze başladı. Bir müddet soluklandıktan sonra kendisini toparladı ve konuşmasına devam etti:

—Galiba haklısın anne. Özür dilerim. Seni oldukça ihmal ettik. Hatırlıyorum da çarşıdan aldığım şekeri, fındığı her neyse hiçbir şeyi senden ayrı yemezdim. Bize ne oldu da seni isyan ettirdik? Doğrusu anlayamıyorum. Sana o şiiri, o güzel sözleri yazdığım anı hatırlıyorum da… Haklısın hem de çok haklısın. Baksana çocuklarım daha şimdiden benim yaptıklarımı yapar hale geldiler. Kimsenin kimseye saygısı, sevgisi kalmadı. Hoşgörü bizim için çok ama çok uzak kavram olur hale geldi. Affet anne, affet.

Babanın bu duygulu konuşması herkesi oldukça duygulandırmıştı. Hem duygulanıyor hem de kendilerini sorguluyorlardı. Nerede hata yapmışlardı? Çünkü babaanne haklıydı. Artık kendilerine hayatlarına bir çekidüzen vermenin zamanı gelmişti de geçiyordu bile. Herkes sırayla babaannenin gönlünü alıp özür diledi. Babaannenin mutluluğu, feri sönmüş gözlerinden alacakaranlıkta belli belirsiz okunuyordu. Babaannenin bu mutlu anından güç alan evin büyük oğlu:

—Söyle bakalım babaanne, neymiş senin o acı da olsa hayat hikâyen?

Babaanne:
—Gerçekten de anlatmamı istiyor musunuz? diye herkesten onay bekledi.

Gelin:
—Ne demek siz anlatırsınız da biz dinlemez miyiz? Yalnız kendinizi fazla yormayın. Malum sağlığınız bizim için daha önemli, diyerek uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi.
Eşini, hayat arkadaşını, üç yıl önce kaybeden babaanne, onunla yaşadığı acı tatlı anıları bir film şeridi gibi aklından geçirirken duygu dolu; ama mutlu bir ses tonuyla herkesi derinden etkileyecek hikâyesini anlatmaya başladı:
—Biz iki kız kardeştik. Erkek kardeşimizi Kore Savaşı’nda yitirdiğimiz için evin bağ, bahçe, tarla demez bütün işlerini evin büyüğü olarak ben yapardım. Ellerim bir erkek eli gibi nasırlı, cildim bir çobanınki gibi yanık ve bakımsızdı. Büyükbabanız benim bu halimi görmüş olacak ki benden daha bakımlı ve beyaz tenli olan kardeşimi seviyor; ancak kardeşim buna karşılık vermiyordu. Çünkü kardeşim mahalleden başka bir genci, Zemirhan'ı, seviyordu. Bu arada bana hiç talip çıkmazken küçüğüme sürekli görücüler gelirdi. Bu başlarda beni çok üzse de zamanla bunu kanıksar hale geldim. Geleneklerine bağlı olan babam da gelenlere: "Büyüğünü evermeden küçüğünü evermem." diyordu. Evlilik için yeterince para biriktirerek çalışmadan dönen Zemirhan nihayet görücü gönderdi. Babam onlara da aynı cevabı verdi: "Büyüğü gitmeden olmaz." Kardeşim adeta yıkılmıştı. Günlerce hiç durmadan ağladı. Bu beni oldukça üzüyor; beni buna bir çare bulmaya zorluyordu. Nihayetinde acımasız da olsa bir plan yaptık. Büyükbabanız daha önceleri kardeşime: "Baban vermiyorsa seni kaçırabilirim." diye güvenilir bir ulak tarafından haber göndermişti. O gün gelip çatmıştı. Kardeşimin yerine onun kıyafetlerini giyerek gecenin karanlığında ben kaçacak, bu arada iş anlaşılıp beni geri getirmeden de kardeşim ortalığı hemen velveleye vererek herkesi uyandıracak; böylece tutucu babam da beni geri getirseler bile bunun ancak ya nikâh ya da kanla noktalanacağını söyleyecek biz de amacımıza ulaşmış olacaktık. Öyle de oldu. Ben zoraki de olsa evlenmiş, kardeşim için kendimi feda etmiş; fakat onun önünü açmış oldum. Nihayetinde o sevdiğiyle evlenmiş hiç olmazsa bu fedakârlığım boşa gitmemişti. Büyük bir komploya uğrayan büyükbabanız bana beni hiç affetmeyecek gibi davranıyor, yatağıma girmiyordu. Bu tam üç yıl sürdü. Nihayetinde çevreden "çocukları olmuyor, adam kısır" söylentileri yayılınca benimle olmaya başladı. Bir yılsonunda (oğluna dönerek) sen oldun. Sen güneşin dünyaya hayat verdiği gibi ailemize hayat verdin. Aradan geçen zaman ve senin eve getirdiğin nurla ben hem nasırlı ellerimden hem de güneşte kavrulmuş cildimden kurtulmaya başladım. Ben güzelleştikçe bu, büyükbabanızın dikkatini çekiyor; böylece her geçen gün bana ilgi duyuyor, ilişkilerimiz normale dönüyordu. Nihayetinde ben de acıları geride bırakıp mutlu günler yaşamaya başladım. Ta ki büyükbabanızı kaybettiğimiz üç yıl öncesine kadar. Ben onu çok sevmiş, ona çok alışmıştım. Kolay değil bir ömrü, sizleri paylaştım. Ya sizler?

Bu duygu dolu konuşma ve hikâyeden sonra her insanın bir dünyası, bir hikâyesi olduğunun farkına varan evdekiler, henüz gelen elektriklerin ışığında yaptıklarından utanan bir yüz ifadesiyle birbirlerine bakakaldılar. Evdeki atmosferin etkisi dağılır dağılmaz "yenisini isteriz" diye tutturan evdekiler aile bağının eskisi gibi güçleneceğinin sinyallerini veriyorlardı.



Alıntı Yaparak Cevapla
07-20-2008 09:21 PM
The PEst.
ฮ ĐΣŊĕďĩм ờŁмλđĮ ้ گڤ
*
Co Admin

Üye No: 62
Mesajlar: 10,934
Rep Gücü: 4675
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #2
Cvp: Ailemi İstiyorum

Hikaye için tşkler kanka




• Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır. [M.Kemal Atatürk]

|^^^^^^^^^^^^ ||
| ALAYINA GİDER ___| ||'""|""\__,
| _____________ l | |__|__|___| )
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@) __

Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 



« Önceki | Sonraki »


Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net

Yeni Sayfa 1
Uyarı!!! Frmİz isminden de anlaşılacağı üzere bir forum sitesidir ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Frmİz yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir, tüm sorumluluk mesajı yazan kişilere aittir. Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber corleon@forumiz.net adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.. For English: Please let us know any illegal activity to corleon@forumiz.net