“İnsan beşer durmaz şaşar, hata eyler üçer beşer” ne güzel de anlatıyor bizi değil mi? Hangimiz her zaman hatasız davranabiliyoruz ki? Mutlaka bir eksiğimiz, bir kusurumuz oluyor. Ama ne yazık ki günümüzde her yerde hata ve kusur bulmayı ayrıcalık sanan zavallılar var. Bu insanlar dün kendisi aynı hatayı işlemiş olsa dahi, bugün diğer insanın hatasını yüzüne vurmaktan keyif alabiliyorlar. Bu da bir yana o insanın olmadığı ortamlarda aynı şeyi yapıyorlar. Oysaki başkalarının kusurunu görmezden gelebilmek ne büyük bir meziyettir, ne yüksek bir ahlakı gerektirir.
Aslında eleştiriyi doğal ve yararlı karşılayacak kadar olgunluğa sahip bir insan da varsa karşımızda, yapmamız gereken; ona ayna tutmak, kendisi ve kusurlarıyla yüzleşmesini sağlamaktır, çirkin bir şekilde hatasını yüzüne vurmak değil. Fakat bunu yaparken onu kırıp incitmemeye eksikliklerini gidermeye çalışmaktır doğru olan. Bazı lokantalarda çok görmüşümdür: “Memnuniyetinizi çevrenizdekilere, kusurlarımızı bize söyleyiniz.” diyen yazıyı. Ne yazık ki günümüzde etrafımızdaki bazı insanlar kusurlarımızı başkalarına söylemek ve memnuniyetlerini dile getirmemek konusunda sanki gizli bir anlaşma yapmış gibi davranıyorlar, tabiri caizse dedikodu tacirliği yapıyorlar.
Ahhh! Keşke bilseler ne kötü bir işle uğraştıklarını. Küçük bir çocukken babaannemle yaptığım konuşma geldi aklıma, sizlerle paylaşmak istiyorum. Babaannem çok okumuş, akıllı, sözü sohbeti dinlenir, astığı astık kestiği kestik eskilerin deyişiyle tam bir Osmanlı kadınıydı. İlkokul son sınıfa gittiğim zamanlardı. Komşu Hacı Teyze ile konuşurlarken kulak misafiri olmuştum. Babaannem dedikodunun ne kadar kötü bir şey olduğunu, karşımızdaki insanın hatası kusuru bile olsa bunu onun olmadığı ortamda söylemenin çok günah olduğunu anlatıyordu. Serde gençlik var tabii, ben hemen atladım “iyide babanne söylediklerimiz doğru ise yine mi günah”deyiverdim. Babaannem kaşlarını şöyle bir çattı “Kuzum dedi yalan olsa zaten iftira olur ki, o daha da kötüdür” deyiverdi. Sonrada başladı dedikodu yapmanın zinadan daha ciddi bir günah olduğunu anlatmaya ben yine serde gençlik deyip, daldım haddime bakmadan sohbetin orta yerine “Ama babane neden öyle diyorsun sen değil miydin zina çok büyük günahtır diyen. O zamanda dedikoduyu söylememiştin hiç.” Babannem, başını vakarla kaldırdı “kuzum zinada Allah’ın yasakladığı bir şeyi yaptığın için günah kazanırsın, kul hakkı yoktur. Ama dedikoduda kul hakkı üstünde kalır. O yüzden dedikodu yapan zina yapandan daha büyük günah işler.” Deyiverince tüylerim diken diken oldu. O gün bugündür ne dedikodu yaparım. Ne de yapanlara müsaade ederim.
Burada biraz durmakta yarar var. Bilmiyorum izliyor musunuz ama Pazar günleri TRT’nin 1. kanalında Prof. Dr. Üstün DÖKMEN’ in “Küçük Şeyler” adında bir programı yayınlanıyor. Sanırım 4 Şubat’taki programının sonlarına yakındı. Bir hikaye anlattı dedikodu ile ilgili. Hikaye şöyle:
Bir şehirde sevilen, sayılan bir öğretmen varmış. Bir gün öğrencilerinden biri öğretmeninin manav tezgahından bir elma alıp cebine attığını, parasını da vermediğini görmüş. Gözlerine inanamamış çocuk. Birkaç gün sonra bir kez daha aynı şeye şahit olunca etrafındaki insanlara öğretmeninin manavdan elma çaldığını söylemeye başlamış. Tabii kısa sürede dedikodu etkisini göstermiş. Etrafındaki insanlar öğretmenden uzaklaşmaya, verdiği selamı almamaya başlamışlar. Öğretmen araştırınca işin aslını öğrenmiş, öğrenciyi bulup kenara çekmiş ve şöyle söylemiş. “Bak yavrum ben yalnız yaşayan bir insanım. Günde bir elma yemenin de sağlık açısından çok faydalı olduğunu öğrendim. Bir elma için her gün bozuk para bulmak bize zor geldiğinden, manavla anlaştık ve aldığım elmaların ödemelerini haftalık yada aylık yapmaya karar verdik. Ben elmaları çalmıyordum, paramla alıyordum.” Demiş. Bunu duyan çocuk büyük bir mahcubiyet içerisinde “Öğretmenim çok özür dilerim. Çok üzgünüm. Bunu telafi etmek istiyorum. Ne yapabilirim?” deyince. Öğretmen “Tamam demiş telafi etmek istiyorsan kuş tüyü bir yastık al, gel.” demiş. Çocuk buna anlam verememiş ama telafi şansını değerlendirmek için hemen yastığı kapıp, soluğu öğretmenin yanında alıvermiş. Öğretmeniyle beraber şehri tepeden gören yüksekçe bir yere çıkmışlar. Öğretmen “Yastığın ağzını aç ve silkele demiş. Biraz sonra rüzgarında etkisiyle yastığın içindeki tüylerin her biri bir yere dağılıvermiş. O zaman öğretmen “Şimdi bütün tüyleri tek tek toplayıp yastığa geri koy.” deyince çocuk hayret ve üzüntüyle “Ama öğretmenim bu imkansız demiş.” Öğretmen “Evet imkansız. Çıkardığın dedikoduyu telafi etmenin imkansız olduğu gibi.” diye üzüntüyle eklemiş. Üstün hoca bu hikayenin sonunda şöyle dedi. Dedikodu az bilgi ve çok fikirle üretilen bir şeydir. Ben de şunu eklemek istiyorum. Hocam haklısınız öyledir dedikodu ve sadece cahillerin yaptığı lanet bir şeydir.
Alın size bir hikaye daha, herkes kendine kıssadan hisse çıkarsın diyoruz. Lise yıllarımda bir öğretmenim anlatmıştı: Eski zamanlarda şehrin birinde çok sevilen sayılan bir alim, birde çok dedikoducu, fesat bir adam varmış. Şehirdeki insanlar bu fesat adamı pek hazzetmez, itibar etmezlermiş. Ama fesat kişi alimin yanına geldiğinde, alim itibar gösterir, ayağa kalkar, kendi yerini verir, hoşgeldin ortak der, muazzam izzet ikram yaparmış. Gel zaman git zaman fesat kişi “Yahu, alim bana iyi davranan tek insan, bari onun hakkında dedikodu yapmayı bırakayım.” demiş. Kararını uygulamaya koymuş hemen. Çok geçmeden de alimi ziyarete gitmiş. Ama yüzüne bakan, yer veren, konuşan yok. İçerlemiş bu duruma ve üzüntüyle alime yaklaşmış. “Hazret, eskiden beni çok iyi karşılardın, izzet ikramda bulunurdun. Şimdi niye yapmıyorsun?” deyince alim dönmüş, “Sen önceden benim dedikodumu yapar, günahlarıma ortak olurdun. Ne zamanki dedikodumu kestin ortaklığımızda bitti. Haydi yolun açık olsun.” demiş. Kendi hatalarımızın yükü yetmezmiş gibi neden diğer insanların da hatalarına, günahlarına ortak olalım ki. Bu akıllı insanın yapacağı bir iş midir?
Dedikodumuz yapılıyor diye üzülmeli miyiz? Hayır bence sevinmeliyiz. Neden derseniz. Meyve veren ağaç taşlanır da ondan.Oscar Wilde’in sözü geldi aklıma: “Dünyada kendi hakkında konuşulmaktan daha kötü bir şey vardır: Kendi hakkında konuşulmamak.” Ama şu da bir gerçektir ki Corneille’ in dediği gibi “Dedikodu basit ruhlu insanların eğlencesidir.” Dedikodu yaparsak basit ruhlu oluruz, dedikodumuz yapılırsa da yüce ruhlu, nitelikli insan, mevye veren ağaç oluruz. Ne dersiniz? Katılmamak elde değil! Türkünün birinde “İnsan kısım kısım, yer damar damar” diyor ozanımız. İyi ve yüksek ahlaklı insanlarla karşılaşmanız dileğiyle hepinize selamlar, saygılar sunuyorum.
Şefika Sarıgül