Merhamet; acıma ve iyi niyet arasındaki ince çizgide bulunan erdemdir. Rahmet’ten türeyen, 'korumak, kollamak' güdüsünü çağrıştıran, insani duyguların en yücelerinden, insanda olması gereken en büyük erdemlerden birisi.
şefkat ise sevgiyle yüklü anlayış olarak tarif edilebilir. Sözlük manası acıyarak ve esirgeyerek sevmektir. Ko?ulsuz sevginin en çok güç verdiği, en saf haline ulaştırdığı duygudur. Her varlığa, özellikle saldırgan varlıklara gösterilmesi gereken en kıymetli tepkidir. içten bir ah canim vah güzelim tepkisidir. Veya sadece bir olgun gülümseme ya da sırf sessiz bir sarılma. Fark ettirmeden iyiliğini yapıp yok olma. Büyük güç gerektiren de bir şey aslında. Hele de kendine şefkat gerektiği halde karşısındakine verebilmek için zorlanılan o kritik anlarda...
şefkat, denince ilk akla gelen annelerdir kuşkusuz. Hâlbuki şefkat sadece anne ve çocuk arasında yaşanan bir duygu değildir. Temelinde sevgi yatar. Kimi zaman anlıktır, birdenbire kişinin kendisinin bile anlam veremediği bir hızla belirir; kimi zamansa uzun, çok uzun bir müddette yavaş yavaş oluşur. Belki şefkat sahibi kişinin iyi niyeti kullanılır; belki de şefkat duyulan kişide art niyet beliriverir...
şefkat duyduğunuz kişi için her şeyin zor olduğunu görürsünüz. Omuzlarındaki o ağır yükü alıp, uzak diyarlara götürmek gelir içinizden. Yardım etmek istersiniz, hem de çok... Eksik hissettiği ne varsa tamamlamak istersiniz bir anda; ya da eksik olan her ne varsa doldurmak gelir içinizden. Mutlu etmek istersiniz onu. Hatta beraber mutlu olmak. Korumak istersiniz bir de, bir daha hiç kırılmasın diye... Ve yine korumak istersiniz onu, bir daha hiç üzmesinler diye.
ŞEFKAT ACIMAK DEĞİLDİR; acıma duygusundan süzülüp, yerine bol bol sevgi eklenmiş bir duygudur bu. Bazen bir babanın gözlerinde, bazen bir annenin kucağında, bazen bir arkadaşın omzunda, bazense bir sevdiğinin kollarında gösterir güzel yüzünü. Biri size şefkat gösteriyorsa eğer bu ne verenin kudretinden ne de verilen kişinin güçsüzlüğündendir. İnsanlığın denklemindendir ve her zaman var olması hiç kaybolmaması gereken bir duygudur.
Bir çift sevecen kol, başı okşayan bir el, gülümseyen bir surat, kendinden çok onu düşünmektir şefkat.
şefkat ve merhamet... Birbiriyle iç içe, birbirine en çok yakışan iki kelime... Merhametli olanın yüreğinden kopup gelen sevgi selidir aslında şefkat… Kendinden daha zayıf, daha güçsüz, daha altta olana gösterilen ilgidir, samimiyettir, yardımdır.
Bu iki nitelikte güneş gibi olmak... Güneş ki dosta da düşmana da, canlıya da cansıza da aynı derecede ısı ve ışık verir, onları ısıtır. Buyuruyor ki Mevlana Celaleddin-i Rumi: “şefkat ve merhamette tek tek hepiniz tıpkı güneş gibi, dost düşman demeden, zengin fakir demeden, kadın çocuk demeden, insan hayvan demeden... Herkese ama herkese şefkat ve merhametli olun, onlar titrerken bu duyguyla içlerini ısıtı
ın.”
işte size capcanlı bir şefkat örneği... General Guro anlatıyor: Bir gün, bir taarruz sonrası cepheyi dolaşıyordum, yaralı bir Fransız subayını gördüm ve elini sıkmak istedim. Elimi sıkmadı ve "Benim değil, şu TÜRK subayının elini sıkınız, o olmasaydı ben şimdi ölmüştüm" diyerek ilerde baygın yatan Türk subayını gösterdi. Sebebini sordum, subay şöyle
devam etti:
"ikimiz de ağır yaralı idik. O kendi yarasına aldırmadan sargı paketini çıkardı ve benim şaşkın bakışlarım arasında boynumdaki yarayı sardı. Rica ederim, yalvarırım onu kurtarınız" General çok meraklanır, acaba bu Mehmetçik neden kendi yarasına bakmamış da, düşmanını tedaviye çalışmış. Merakını yenemeyip işin aslını soruşturur ve şunları öğrenir: O Fransız subayı yaralanmıştır. Bir kenara çekilir, elini cebine atar ve cebinden cüzdanını çıkarır. Cüzdanın içinden yaşlı bir kadın fotoğrafı çıkarıp, bakar, bakar, sonra öper, yüzüne gözüne sürer... Mehmetçik, onun annesi olduğunu tahmin etmiş ve demiştir ki: "Beni bekleyen ne annem var, ne de babam... Ben ölsem arkamdan ağlayan kimsem olmaz... Ama bu arkadaşın onu bekleyen bir annesi var. Bari o sağlığına ve annesine kavuşsun..."
Araştırmalarım sonucu şefkat kurumsal olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin şefkat Evleri ve Darüşşafaka (şefkat Yurdu) Cemiyeti ile karşıma çıktı. şefkat evlerinde, Ankara’da geçici bir süre refakatçi veya hasta olarak ikamet eden, ancak barınacak yeri ve maddi imkânı olmayan fakir, muhtaç, dar gelirli kişi ve aileler için geçici bir süreliğine, varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulmuş.
Hastanelerde, ayakta tedavi gören hastalar ile yatılı olarak kalan hastaların en fazla bir refakatçisi, hastane tarafından hastaneye alınmayıp gün verilen, ancak memleketine gidecek kadar durumu olmayıp randevu gününü bekleyen hastalar ile varsa en fazla bir refakatçisinin kalabileceği yatılı sosyal bir kuruluş olarak hizmet veriyor bu evler. Verilen hizmetler:1. Hastane Servisi 2. Danışmanlık Hizmetleri 3. Yemek Yardımı (Sabah, Öğle, Akşam) 4. Dinlenme Salonu 5. Çocuklar için Çocuk Oyun Salonu imiş. Vatandaşlarımıza duyurmayı görev addettiğim için burada yazıyorum. Yoksa başka bir amaçla değil.
Darüşşafaka Lisesi ise babasını kaybetmiş, maddi durumu yetersiz, başarılı öğrenciler için umut kapısı. Her yıl 120 öğrenciyi kabul ediyorlar. Mal varlıklarını Darüşşafaka'ya bağışlayanlar yaşamlarının sonuna kadar Yakacık, Maltepe ve Şenevler’deki sitelerde her türlü ihtiyaçları karşılanarak konuk edilirken, onlar sayesinde yüzlerce genç okuyor. Bugün Türkiye'de en iyi eğitimi veren okullardan biri olan, kampusu ve sosyal tesisleriyle benzeri zor bulunan Darüşşafaka Lisesi görkemli bir tarihe sahip. "şefkat Yurdu" anlamına gelen Darüşşafaka, 30 Mart 1863 yılında zamanın padişahı Sultan Abdülaziz'in fermanıyla, Yusuf Ziya Paşa önderliğinde, babası vefat etmiş, mali durumu yetersiz çocukların eğitimi ve himayesi için kurulmuş. Üstelik sadece erkek çocukların değil, kızların da eğitim görmesi amaçlanmış. Her ne kadar bu uzun süre hayata geçirilemese de bugün Darüşşafaka Lisesi'nin beşte ikisini kız öğrenciler oluşturuyor.
Dördüncü sınıftan itibaren Darüşşafaka'ya girebilen öğrenciler, ilköiretimi tamamladıktan sonra yabancı dil eğitimi verilen hazırlık sınıfını okuyarak liseye devam edebiliyor. Tabii yabancı dili iyi olan öğrenciler sınava girerek haz?
ırlık sınıfını geçip, liseye gidiyor. Öğrencilerin tüm masrafları Darüşşafaka Cemiyeti tarafından karşılanıyor. Üstelik sadece eğitim ve yemek giderleri değil cep harçlıkları bile veriliyor. Son sınıf öğrencileri dershaneye gönderiliyor. Darüşşafaka Lisesi'nde okuyan öğrenciler derslerinde olduğu kadar başka alanlarda da başarı gösteriyor. Yeteneklerine göre bağlama, resim, bilgisayar gibi kurslarına katılıyorlar. Kimsesiz yavrularımız için bu fırsatı lütfen çevrenizdekilere duyurabilir misiniz?
Şefkat sadece çocuklara mı gösterilmeli? Elbette ki hayır.. Ama en çok onlara gösterilmeli dersek yanlış olmaz. Toplumumuzun geleceği olan bu küçük adamlar Şefkat, merhamet ve sevgi ile büyütülmezse hastalıklı, duygusuz ve mutsuz bir nesil ortaya çıkacağı açıktır. Sadece çocuklara mı , yaşlılara, hastalara, dul ve yetimlere, kimsesizlere, güçsüzlere ve hayvanlara da şefkat göstermeliyiz bunu yaparken de güneş gibi olmalı varlığımızla her şeyi her yeri ısıtmalıyız.
Hayvanlara karşı merhamete Kanuni Süleyman ile şeyhu’l İslâm Ebûssuud Efendinin manzum olarak ifade ettikleri şu soru ve cevabı da kaydetmek istiyoruz. Kanuni:
“Dırahtı sarmış olsa ger karınca, Zararı var mı karıncayı kırınca''
Diye sorunca Ebûssuud Efendi buna:
“Yarın divanına Hakkın varınca, Süleyman’dan alır hakkın karınca.” diye cevap vermiştir
Şefkat ve merhametle kalınız...